Category Archives for Hikayeler

Transfer

Hale Efkan’a yemek hazırlarken parmağını kesti. Efkan Hale’nin acı aşkıydı ve

Hale’nin gözünde hiçbir zaman dinmeyen bir acı vericiydi. Her zaman ecza dolabında

hazır yara bandı bulundururdu. Kaza anı belli olmazdı. Hale yara bandını parmağına

sarmadan önce kendi kanını emdi ve sonra plasteri parmağına sardı.

Bu ufak eylem bile Hale’nin kafasını kurcalamaya yetti.

Ne güzeldi ki hayatın kaynağını yani kanını görebiliyordu. Kan hayatın

kaynağıydı ama Hale için aşkın da kaynağıydı çünkü o her zaman

Efkan için kanamıştı. Tuz da yara bandı görevi görüyordu.

Nasıl yara bandı fiziksel yaralarını kapıyorsa, tuz da duygusal yaralarını kapardı.

Bu metaforu daima sevdi Hale.

Efkan akşam sekiz buçukta gelecekti Hale’nin dairesine. Saat akşam altı buçuğu gösteriyordu.

Mutfaktan tuzluğu aldı ve salonundaki ihtişamla hazırlanmış masanın üzerine koydu.

Masa kafasında bıçaklanmış Şeytan figürlü çini porselenlerle süslenmişti.

Efkan bu tabaklardan Hale’nin hazırladığı yemekleri yiyecekti.

“Aşk bir iblistir. İblis de aşkın Tanrısı” diye geçirdi içinden.

“Ben en çok kanın içine tuz ektiğin zamanki tadı merak ediyordum.”

Yağmurlu ve rüzgarlı pazar sabahı Hale’nin uyuduğu yatağın

yanı başında duran pencereyi hızlıca itti ve açtı.

Hale’nin uçuşan saçları soğuktan titreyen vücuduyla ani paralellikler gösteriyordu.

Üzerinde gözyaşlarının kuruduğu yastıktan kafasını kaldırıp camı

kapadığında daha önce onun gözyaşlarını silen hiç kimse olmadığını fark etti.

Ne yetenekli sevgilisi Efkan, ne de en yakın arkadaşı Fulya onu gözyaşlarından alıkoymuştu.

İkisi de daha çok gözyaşı dökmesine sebep olmaktan başka bir işe yaramamışlardı.

Zor da olsa bozuk ve yarı kırık pencereyi kapadı.

Pencerenin kırık olmasına aldırış etmiyordu ki,

Hale hayatı boyunca kırık şeylerle yaşamıştı.

Çalışma masasının üzerinde duran telefona uzun uzadıya baktı.

Günlerdir telefon çalmadığı gibi Hale de hiç kimseyi aramıyordu.

Dinlemekten ve öğüt vermekten bıkmıştı çünkü arkadaşları sadece

kendi gereksiz sıkıntılarını anlatıyorlar, anlatıyorlar, anlatıyorlar fakat

Hale’nin sıkıntılarını dinlemeyi es geçiyorlardı. Ciğerlerini yakan şeyin acı

olduğunu çok iyi bildiğinden, acı kelimesini kendi ağzında heceledi:

A-CI. Şeytan’ın onun üzerinde oynadığı küçük bir aşk oyunuydu bu ama Hale için fazlasıyla büyüktü.

Aynada kendine baktığında ona bakan yüzün kendi yüzü olmadığını

farz ediyordu ancak her bir söylediği kelimenin senkronize

bir biçimde aynada tekrarlanması onu çileden çıkarıyordu.

“Ne güzel bir oyun bu. Aynadaki kişi benim. Ama aslında değil.

O kim hiç bilmiyorum.” diye geçirdi içinden.

“Aşk bir iblistir ama Efkan bir iblis değil. Ondan da üstün.”

Yılların uykusundan uyanmışçasına yüzünü yıkadı. Yüz kere suyu yüzüne vurdu.

Hale halen kış uykusundaydı. Uzun ve korkutucu bir aşkın sonunda yattığı

fakat arada ayılmasına rağmen aslında halen derinliklerinde olduğu bir uyku.

***

Efkan küçük bir kafede yediği kahvaltısını bitirmişti. Efkan’ın arada bir elinin gittiği

kahve Efkan’ın uzunca yağmuru seyretmesinden dolayı sıcaklığını yitirmişti.

Garson kız yanına gelip ekstra bir şeyler isteyip istemediğini sordu fakat Efkan onu duymadı bile.

Garson kız da anlayış gösterip onu derin düşüncelere daldıran

yağmurdan alı koymak istemedi ve başka masalara yöneldi.

Efkan uzun bir soluk aldı ve fısıldadı:

“Ne güzel yağdırıyorsun Tanrım. Demek ki çok kibarsın. Çok teşekkür ederim.”

“Bir şey değil” diye yanıt verdi bir ses.

Efkan kafasını yağmurdan kendi önüne doğru çevirdiğinde Hale’yi karşısında otururken gördü.

Yüzünde bir gülümseme belirmesine rağmen kuşkuluydu.

“Ama ben Tanrı’yla konuşuyordum” dedi. “Ama yine de iyi ki geldin”

“Sen aslında hep Tanrı’yla konuştuğunu varsayarsın

Efkan ama Tanrı hiçbir zaman senle konuşmadı” diye yanıtladı Hale.

“Buna sen cevap veremezsin. Hem sen yine bir halüsinasyondan ibaretsin” dedi Efkan.

“Sen her şeyi zaten hep bu yeteneğine yorarsın” diye atıldı Hale.

“Bu yetenek değil, hastalık Hale” diye yanıtladı Efkan.

Efkan Hale ile konuşup konuşmamak konusunda kararsızdı.

Hale’nin bir halüsinasyon olduğunu bildiğinden ve şizofrenisini

başkalarının görmesini istemediğinden masadan kalktı.

Kasaya gitti ve hesabını ödedi. Arkasına baktığında

Hale halen masada oturuyordu. Hale Efkan’a el salladı.

“Aşk bir iblistir Efkan. Ama sen bir iblis değilsin.”

Efkan Hale’nin bu lafına tiksinircesine karşılık verdi ve orta parmağını boş masaya salladı.

Bir dış ses ona yaptığının çok kaba olduğunu söylediğinde şizofreni hastası bir

adama bu tarz kabalıkların bir şey ifade etmediğini söyledi.

Ancak ses ona şizofreninin bir hastalık değil, bir yetenek olduğunu söyledi.

Başkalarının göremediklerini kendisinin görme yeteneği. Dış sesin Efkan’a

önerisi başkalarının göremediklerini kendi kreasyonlarında kullanmasıydı.

Hale banyoda yüzünü yıkadıktan sonra annesinin ona masada bıraktığı kahvaltı tabağını gördü

ancak canı bir lokma bir şey bile yemek istemiyordu.

Hemen bir sigara yaktı ve dumanını üflemek yerine yuttu.

Farklı bir şeyler yapmak istiyordu.

“Belki de bir kadeh şarap. Efkan’ın ekşi kanının tadı”

Kendine bir kadeh şarap koyup bir yudum aldı. Yüzünü buruşturdu.

“Neden bu kadar tatlı ki ? Acının tadı tatlı değildir.”

Mutfak tezgahında duran tuzu aldı ve bir miktar tuzu kadehinde duran şaraba ekti.

Sonra bir yudum aldı. Çözüm getiremedi ve bütün şarabı kafasına dikti.

“İşte buymuş. Acının tadı böyle olmalıymış.” diyerek mutfağın etrafında dört dolanmaya başladı.

Dolanırken bir yandan da Efkan’la planladıkları fakat hiçbir zaman gerçekleşememiş

taslakları kafasında kurgulamaya başladı. Her fantezi gibi yeşil panjurlu bir ev ve bir sürü çocuk.

Birbirlerinin yaralarını kanatarak ve kirli kanın akmasıyla birlikte zamanla iyileşmek.

Hale sadist duygularının esiriydi. Efkan’ı sürünürken görmek istiyordu.

Kıskanıyordu Efkan’ı. Efkan ona en büyük zararı imgelemlerini söylemeyerek ve

daima kendine saklayarak vermişti. Hale kendi ikilemini oluşturmuştu böylece.

Efkan’ın ondan sakladığı bir boyut, bir evren ve o evrene kendisinin dahil olamaması.

Ama Efkan’ın de acı çektiğinin de gayet iyi farkındaydı.

Efkan halen yetenekli olduğunu değil, hasta olduğunu kabul ediyor fakat

imgelemlerinden aldığı hazzın yok olmasını da istemiyordu.

Hem Efkan hem de Hale ikilemlerle boğuşmaktan yorgun düşmüşlerdi ve

derin uykuya çekilmişlerdi. Hale bir şeyi ölürcesine istiyordu. Efkan’la aynı durumda olmak.

Efkan’ın ehliyeti yoktu. Almaya niyeti yoktu. Hastalık olarak kabul

ettiği imgelemleri araba kullanırken onun başına yeterince sorun açabilirdi.

Bu yüzden araba kullanmaktan korkan Efkan otobüslerden şikayetçi de değildi.

Yanındaki boş koltuğa yaşlı bir kadın oturmak istedi. Efkan koltuğa baktığında

Hale’yi görebiliyordu ancak biliyordu ki Hale aslen orada değil, onun için yemek hazırlıyordu.

Bu sefer kaba davranmama kararı aldı ve kayarak kadına yer verdi. Kadının çekik gözleri açılmıştı.

Efkan bu tuhaf bakışlara alışkınmış gibi davranmasına karşın hiç de alışık değildi.

Hale yavaş yavaş imgelem olarak kaybolurken yaşlı kadının bakışları Efkan’ın sinirlerini ayağa kaldırıyordu.

Efkan bir dakika sonra üzerinde yoğun bir basınç hissetti. Bir anda beliren

Hale’nin silüeti önce Efkan’ı oturduğu otobüs koltuğuna doğru itti fakat daha

sonra kendine doğru çekti. Çekiş o kadar kuvvetliydi ki Efkan oturduğu koltuktan kalktı.

Bu kalkış kendi isteminden çok uzaktı. Efkan asla Hale’nin niçin

mesafeli, dargın, sinirli, üzgün ve acı dolu olduğunu daha önce anlayamamıştı.

Ancak apaçık Hale’nin silüeti ona yalvarıyordu.

“Sen bunu bana geçirebilirsin. Bunu mümkün kılabilirsin.

Aynı boyutta, aynı hayalle ve ilelebet senle… bunu yap Efkan!”

Efkan Hale’nin silüetiyle boğuşuyordu. Onu kendinden uzaklaştırmaya çalışırken,

sık sık dengesini kaybediyordu hareket halindeki otobüsün içinde.

Nefret ettiği bakılma duygusu artık umurunda değildi.

Otobüsün bütün yolcuları Efkan’a bakıyor, ne yaptığına anlam getirmeye çalışıyorlardı.

Onu seyreden küçük bir kız irkilip annesine sarıldı.

“Anne, bu adam hayaletle mi boğuşuyor ?”

“Sakın ona bakma. O deli…” diye yanıtladı annesi.

Kızın annesinin getirdiği açıklama bütün otobüste duyuldu.

Bir an sonra Hale’nin silüeti kayboldu ve ani bir hareketle Efkan’ı koltuğuna doğru itti.

Yeniden oturuyordu Efkan. Kan ter içinde kalmış vaziyette.

Hale’nin evinin hemen yakınlarındaki durakta indi. Onunla birlikte inen başkaları da vardı.

Otobüse bakmak hiç istememesine rağmen cama vuran bir ses

duydu ve refleks hareketi gibi bakmak durumunda kaldı. Ondan irkilen küçük kız ona el salladı.

Efkan ona ancak sıcak bir gülümsemeyle cevap verebildi.

“Demek istediğin buydu Hale ? Bu kadar mı çok hevesliydin ?” diye geçirdi aklından.

Bu bir bulaşıcı hastalık değil, ne de bir virüs.

Ama Efkan bu duygusal AIDS’i hangi yolla bulaştıracağını biliyordu. Hale’ye

hediye almayı aklından geçirmemişti. Son anda hazırda bir hediyesinin olması onu memnun etti.

“Beni gördüğün anda aklına gelen ilk şeyi söyle” dedi Efkan.

“Aşk bir iblistir ama sen bir iblis değilsin” diye yanıtladı Hale.

“Aşk bir iblisse eğer ben de senin iblisinim” dedi Efkan.

İşaret parmağını kapının eşiğine doğrulttu. “Ne görüyorsun ?”

“İblisi…hayır hayır aşkı görüyorum…hem iblisi hem aşkı, seni görüyorum” dedi Hale.

“Evet Hale. O benim işte”

“Artık ben de görüyorum” dedi Hale.

“Kapıya git ve ona sarıl o zaman. Sonra ona ne istediğini söyle.” diye emretti Efkan.

Hale kapıya gitti. İblisin hep bir metafor olduğunu sanardı. Baktı ki kapının eşiğinde duran

Efkan’dan başkası değil. Yanı başında duran Efkan’a bir kez daha baktı ve

sonra kapı eşiğinde duran Efkan’a gitti. Sarıldı ve kulağına ne istediğini fısıldadı:

“Yeşil panjurlu bir ev ve kirli kan akan tuzlu yaralar”

Bu kız yanıyor

CUMHURBAŞKANINA MEKTUP

Saturday, 17 May 2008
Temel bir gün askerden cumhur baskanýna mektup yazmýs. Göndermesiiçin cavusa vermis.

CAVUS MERAK EDÝP OKUMUS.

Mektupta temel Cumhurbaskaný’ndan 20YTL harçlýk istiyormus.

Cavus buna acýyýp cebindeký 15 YTL yi Temel’e zarfla vermiþ.

Cumhurbaskaný gonderdi demiþ.

Temel ertesi gün birmektup daha yazmnýs mektupta soyle yazmaktradýr:

“sayýn Cumhurbaskaným gonderdiginiz 15YTL için tesekkürler ama bundan sonra parayý banka hesabýma yatýrýn çünkü serefsiz cavus 5YTLsini almýþ

Ashab-i Kehf

Efsane’ye göre 250 yılları civarında Dakyus (Dakyanus veya Decius)

adlı bir kral’ın yönettiği putperest bir ülkede 7 genç Hristiyanlık’la suçlanır.

İnançlarını değiştirmeleri için bir süre verilir fakat, onlar dünyevi

eşyalarını bırakıp dağa ibadet etmeye giderler.

Putperestliğe karşı bu tavrı gören kral öldürülmelerini emreder.

Gençler ve köpekleri

mağaraya sığınırlar. Kral mağaranın girişine duvar örülmesini emreder.

Yedi Uyurlar yıllarca burada kalırlar.

Yıllar sonra,

(genelde 379-390 yılları) ağıl yapmak isteyen bir çiftçi mağara

girişini açar ve Yedi Uyurlar’la karşılaşır.

Şehir’de haçlı bir sürü bina görüp hayrete düşerler. Dakyus zamanında

kalan altınları harcamaya çalıştıkları

zaman Psikopos’un karşısına çıkarılırlar. Hikayelerini dinleyen

psikopos bunun bir mucize olduğunu söyler.

Bunlar Hristiyanlıkta malta, Malchus, Martinianus, Dionysius,

Joannes, Serapion, ve Constantinus adındaki azizlerdir.

Başka kaynaklar başka isimler verir. Efsanenin bu sürümü

ise Kuran’da ki Kehf suresinde(19. sure)

anlatılanlara benzemektedir. Bahsi geçen kişiler Philedelphia

(Bugün Ürdün’deki Amman şehri) şehrinin

soylularıdır. Liderleri Maximillian (Yemliha), o sırada

şehri ziyaret eden Roma İmparatoru

“Haderanius” (Hadrian)’a başkaldırır ve put tanrıları inkar ederek

sadece Nuh’un, Musa’nun, İbrahim’in ve İsa’nın

Tanrı’sının tapılamaya değer olduğunu söyler. İmparator idam

edilmelerini emreder. Kapatıldıkları zindandan

kaçarlar ve sığınacakları bir mağara bulurlar. Yedisi ve bir köpek

(Kitmir veya Kıtmir) mağarada uyuya kalırlar.

Bu mağaraya gelen askerler şaşırmış ve isteri için de geri dönerler.

Bunun üzerine komutanları

mağara girişinin taş ve harç kapatılmasını emreder.

Yedi kafir’in buarada ölüme terkedildiklerini

anlatan bir levha bırakarak giderler. 300 yıl kadar

sonra uynadıklarında, Maximillian’ı şehre yiyecek almak üzere göderirler.

300 sene önceki paradan şüphelen fırıncı onun bir

hazine bulduğunu zanneder ve bunu kendisiyle

paylaşmazsa onu ele vereceğini söyler. Askerler gelir

Maximillian’ı yetkililere götürürler. Yetkililer ilk önce ona

inanmasalarda daha sonra ikna olurlar ve bunu bir mucize sayarlar.

Efsanenin birkaç değişik sürümü bulunmaktadır.

Bunlardan birinde kaçan beş genç vardır, yolda bir çoban ve

çobanın Kitmir adındaki köpeği de bu beş gence katılır.

Çoban onları saklanmak üzere bu mağara götürür.

Başka bir sürümde ise çoban bu yedi genç ve

köpeğin bulunduğu mağaranın yerini kralın askerlerine göstermiştir.

Hristiyanlar tarafından kabul edilen sürümdeki

mağara bugünkü Efes şehrinin yakınlarında Panayır

Dağı eteklerinde bulunmakatadır. Yedi Uyurlar mağarasının

üstüne bir kilise yapılmış hali 1927-1928 yılları arasındaki bir

kazıda ortaya çıkarıldı. Kazı sonucunda 5 ve 6. yüzyıla ait olan

mezarlar bulunmuştur. Yedi Uyurlar’a ithaf edilmiş yazıtlar

hem mezarlarda hemde kilise duvarlarında bulunmaktadır.

Ashab’ül Kehf ile ilgili mağaranın ise sınırları

içinde olduğunu iddia eden 33 kent vardır.

Bunlardan üçü Türkiye’dedir; Afsin, Tarsus ve Efes..

Soguk Cay

Temel bir gün bir çay bahçesine gider. Garson gelir Temel’e

siparişinizi alabilirmiyim der.Temel soğuk çay varmı der

.Garson hayır yok efendim der.Temel ertesi gün yine gelir.

Garson gelir.siparişinizi alabilirmiyim der.Temel yine soğuk çay varmı der.

Garson yok efendim der.Çay bahçesi sahibi bu durumdan

haberdar olunca çayı demleyip soğuturlar.Ertesi gün temel yine gelir.

Garson siperişinizi alabilirmiyim der.Temel yine soğuk çay varmı der.

Bu sefer garson var deyince Temel ıstta içelim der.

Reklamlar Hakkında Çok Önemli

Siteme Reklam Veren Arkadaşlara Duyuru.

Arkadaşlar sitede yaşanan problemler yüzünden mysql şişiyordu ve serverdaki hiçbir site açılmıyordu. Şu anda düzenlemeler yapıyorum inşallah sorunlar çözülüyor gibi olmadı başka servera taşıyacağım siteyi.Şu anda son olarak temayı editliyorum o yüzden herkesin reklamını tek tek ekleyeceğim. Lütfen 1 günlük anlayış gösteriniz bana.Reklam tarihlerinize 2 gün fazladan eklenecektir. Anlayışınız için şimdiden teşekkürler

İnanılmaz Bir Hikaye: 17 yaşında bi genç kız

Bu olay Bursa da olmuş.

17 yaşında bi genç kız aniden ölmüş. Aile perişan olmuş ama napsınlar, kızı defnetmişler taabi. Aradan bikaç gün geçmiş. Baba kızını rüyasında görmüş. Kız sürekli titriyomuş ve Çok üşüyorum baba.

Continue Reading »

13 Yaşındaki Satanist in Gerçek Hikayesi

13 yaşında satanizmle tanışan D.Ç. 5 yıl boyunca kedi kanı içilen korkunç ayinlere katıldı, eroin kullandı. ‘‘Kábus gibi’’ dediği bu yaşamdan 5 ay önce kurtulan genç kız, satanizmi anlatıyor.

Continue Reading »

Müslüman Cin Çağırma Yöntemi ( Alıntı )

İnternette bulduğum bir cin çağırma yöntemi. Bence denemeyin ama yinede siz bilirsiniz . İstekler olduğu için yayınlıyorum.

Continue Reading »

Tarih Boyunca Denenmiş İnanılmaz Öldürme Teknikleri

İspanyol eşeği: Mahkum, eşek biçiminde yapılmış bir kütük düzeneğe oturtulur, ayaklarına giderek artan ağırlıklar bağlanırdı. Sonunda mahkum ikiye bölünerek ölürdü.

Continue Reading »