Etiketler
ajda ankaralı bendeniz Categories: cengiz Comedy Dance film Grup haber hadise Hepsi ilginç izle izlesene izlesene youtube klip komik Korku korkunç korkunç videolar kurtoğlu music muzik news ogrish Otopsi oyun pekkan People resim sicak Siir sinema spor Stories Sıcak Videolar video video izle Videolar videolar izlesene Youtube youtube izlesene İlginç Videolar İnanılmaz OlaylarDost Siteler
-
reklamlar
-
reklam
-
rekl
Category Archives for Genel Haberler
Emrah annesini klibinde oynatacak!

Emrah, “Seni Seviyorum” şarkısının klibinde annesi Ayten Hanım’la
birlikte kamera karşısına geçmeye hazırlanıyor. Bu şarkıyı annesinin rahatsızlandığı
dönemde yazdığını söyleyen Emrah, annesinin klipte
oynamak için koyduğu şartı da açıkladı: “Bu yıl torun sevmek istiyormuş.
Umarım klip çekiminden sonra kısmetim açılır.”
Transfer
Hale Efkan’a yemek hazırlarken parmağını kesti. Efkan Hale’nin acı aşkıydı ve
Hale’nin gözünde hiçbir zaman dinmeyen bir acı vericiydi. Her zaman ecza dolabında
hazır yara bandı bulundururdu. Kaza anı belli olmazdı. Hale yara bandını parmağına
sarmadan önce kendi kanını emdi ve sonra plasteri parmağına sardı.
Bu ufak eylem bile Hale’nin kafasını kurcalamaya yetti.
Ne güzeldi ki hayatın kaynağını yani kanını görebiliyordu. Kan hayatın
kaynağıydı ama Hale için aşkın da kaynağıydı çünkü o her zaman
Efkan için kanamıştı. Tuz da yara bandı görevi görüyordu.
Nasıl yara bandı fiziksel yaralarını kapıyorsa, tuz da duygusal yaralarını kapardı.
Bu metaforu daima sevdi Hale.
Efkan akşam sekiz buçukta gelecekti Hale’nin dairesine. Saat akşam altı buçuğu gösteriyordu.
Mutfaktan tuzluğu aldı ve salonundaki ihtişamla hazırlanmış masanın üzerine koydu.
Masa kafasında bıçaklanmış Şeytan figürlü çini porselenlerle süslenmişti.
Efkan bu tabaklardan Hale’nin hazırladığı yemekleri yiyecekti.
“Aşk bir iblistir. İblis de aşkın Tanrısı” diye geçirdi içinden.
“Ben en çok kanın içine tuz ektiğin zamanki tadı merak ediyordum.”
Yağmurlu ve rüzgarlı pazar sabahı Hale’nin uyuduğu yatağın
yanı başında duran pencereyi hızlıca itti ve açtı.
Hale’nin uçuşan saçları soğuktan titreyen vücuduyla ani paralellikler gösteriyordu.
Üzerinde gözyaşlarının kuruduğu yastıktan kafasını kaldırıp camı
kapadığında daha önce onun gözyaşlarını silen hiç kimse olmadığını fark etti.
Ne yetenekli sevgilisi Efkan, ne de en yakın arkadaşı Fulya onu gözyaşlarından alıkoymuştu.
İkisi de daha çok gözyaşı dökmesine sebep olmaktan başka bir işe yaramamışlardı.
Zor da olsa bozuk ve yarı kırık pencereyi kapadı.
Pencerenin kırık olmasına aldırış etmiyordu ki,
Hale hayatı boyunca kırık şeylerle yaşamıştı.
Çalışma masasının üzerinde duran telefona uzun uzadıya baktı.
Günlerdir telefon çalmadığı gibi Hale de hiç kimseyi aramıyordu.
Dinlemekten ve öğüt vermekten bıkmıştı çünkü arkadaşları sadece
kendi gereksiz sıkıntılarını anlatıyorlar, anlatıyorlar, anlatıyorlar fakat
Hale’nin sıkıntılarını dinlemeyi es geçiyorlardı. Ciğerlerini yakan şeyin acı
olduğunu çok iyi bildiğinden, acı kelimesini kendi ağzında heceledi:
A-CI. Şeytan’ın onun üzerinde oynadığı küçük bir aşk oyunuydu bu ama Hale için fazlasıyla büyüktü.
Aynada kendine baktığında ona bakan yüzün kendi yüzü olmadığını
farz ediyordu ancak her bir söylediği kelimenin senkronize
bir biçimde aynada tekrarlanması onu çileden çıkarıyordu.
“Ne güzel bir oyun bu. Aynadaki kişi benim. Ama aslında değil.
O kim hiç bilmiyorum.” diye geçirdi içinden.
“Aşk bir iblistir ama Efkan bir iblis değil. Ondan da üstün.”
Yılların uykusundan uyanmışçasına yüzünü yıkadı. Yüz kere suyu yüzüne vurdu.
Hale halen kış uykusundaydı. Uzun ve korkutucu bir aşkın sonunda yattığı
fakat arada ayılmasına rağmen aslında halen derinliklerinde olduğu bir uyku.
***
Efkan küçük bir kafede yediği kahvaltısını bitirmişti. Efkan’ın arada bir elinin gittiği
kahve Efkan’ın uzunca yağmuru seyretmesinden dolayı sıcaklığını yitirmişti.
Garson kız yanına gelip ekstra bir şeyler isteyip istemediğini sordu fakat Efkan onu duymadı bile.
Garson kız da anlayış gösterip onu derin düşüncelere daldıran
yağmurdan alı koymak istemedi ve başka masalara yöneldi.
Efkan uzun bir soluk aldı ve fısıldadı:
“Ne güzel yağdırıyorsun Tanrım. Demek ki çok kibarsın. Çok teşekkür ederim.”
“Bir şey değil” diye yanıt verdi bir ses.
Efkan kafasını yağmurdan kendi önüne doğru çevirdiğinde Hale’yi karşısında otururken gördü.
Yüzünde bir gülümseme belirmesine rağmen kuşkuluydu.
“Ama ben Tanrı’yla konuşuyordum” dedi. “Ama yine de iyi ki geldin”
“Sen aslında hep Tanrı’yla konuştuğunu varsayarsın
Efkan ama Tanrı hiçbir zaman senle konuşmadı” diye yanıtladı Hale.
“Buna sen cevap veremezsin. Hem sen yine bir halüsinasyondan ibaretsin” dedi Efkan.
“Sen her şeyi zaten hep bu yeteneğine yorarsın” diye atıldı Hale.
“Bu yetenek değil, hastalık Hale” diye yanıtladı Efkan.
Efkan Hale ile konuşup konuşmamak konusunda kararsızdı.
Hale’nin bir halüsinasyon olduğunu bildiğinden ve şizofrenisini
başkalarının görmesini istemediğinden masadan kalktı.
Kasaya gitti ve hesabını ödedi. Arkasına baktığında
Hale halen masada oturuyordu. Hale Efkan’a el salladı.
“Aşk bir iblistir Efkan. Ama sen bir iblis değilsin.”
Efkan Hale’nin bu lafına tiksinircesine karşılık verdi ve orta parmağını boş masaya salladı.
Bir dış ses ona yaptığının çok kaba olduğunu söylediğinde şizofreni hastası bir
adama bu tarz kabalıkların bir şey ifade etmediğini söyledi.
Ancak ses ona şizofreninin bir hastalık değil, bir yetenek olduğunu söyledi.
Başkalarının göremediklerini kendisinin görme yeteneği. Dış sesin Efkan’a
önerisi başkalarının göremediklerini kendi kreasyonlarında kullanmasıydı.
Hale banyoda yüzünü yıkadıktan sonra annesinin ona masada bıraktığı kahvaltı tabağını gördü
ancak canı bir lokma bir şey bile yemek istemiyordu.
Hemen bir sigara yaktı ve dumanını üflemek yerine yuttu.
Farklı bir şeyler yapmak istiyordu.
“Belki de bir kadeh şarap. Efkan’ın ekşi kanının tadı”
Kendine bir kadeh şarap koyup bir yudum aldı. Yüzünü buruşturdu.
“Neden bu kadar tatlı ki ? Acının tadı tatlı değildir.”
Mutfak tezgahında duran tuzu aldı ve bir miktar tuzu kadehinde duran şaraba ekti.
Sonra bir yudum aldı. Çözüm getiremedi ve bütün şarabı kafasına dikti.
“İşte buymuş. Acının tadı böyle olmalıymış.” diyerek mutfağın etrafında dört dolanmaya başladı.
Dolanırken bir yandan da Efkan’la planladıkları fakat hiçbir zaman gerçekleşememiş
taslakları kafasında kurgulamaya başladı. Her fantezi gibi yeşil panjurlu bir ev ve bir sürü çocuk.
Birbirlerinin yaralarını kanatarak ve kirli kanın akmasıyla birlikte zamanla iyileşmek.
Hale sadist duygularının esiriydi. Efkan’ı sürünürken görmek istiyordu.
Kıskanıyordu Efkan’ı. Efkan ona en büyük zararı imgelemlerini söylemeyerek ve
daima kendine saklayarak vermişti. Hale kendi ikilemini oluşturmuştu böylece.
Efkan’ın ondan sakladığı bir boyut, bir evren ve o evrene kendisinin dahil olamaması.
Ama Efkan’ın de acı çektiğinin de gayet iyi farkındaydı.
Efkan halen yetenekli olduğunu değil, hasta olduğunu kabul ediyor fakat
imgelemlerinden aldığı hazzın yok olmasını da istemiyordu.
Hem Efkan hem de Hale ikilemlerle boğuşmaktan yorgun düşmüşlerdi ve
derin uykuya çekilmişlerdi. Hale bir şeyi ölürcesine istiyordu. Efkan’la aynı durumda olmak.
Efkan’ın ehliyeti yoktu. Almaya niyeti yoktu. Hastalık olarak kabul
ettiği imgelemleri araba kullanırken onun başına yeterince sorun açabilirdi.
Bu yüzden araba kullanmaktan korkan Efkan otobüslerden şikayetçi de değildi.
Yanındaki boş koltuğa yaşlı bir kadın oturmak istedi. Efkan koltuğa baktığında
Hale’yi görebiliyordu ancak biliyordu ki Hale aslen orada değil, onun için yemek hazırlıyordu.
Bu sefer kaba davranmama kararı aldı ve kayarak kadına yer verdi. Kadının çekik gözleri açılmıştı.
Efkan bu tuhaf bakışlara alışkınmış gibi davranmasına karşın hiç de alışık değildi.
Hale yavaş yavaş imgelem olarak kaybolurken yaşlı kadının bakışları Efkan’ın sinirlerini ayağa kaldırıyordu.
Efkan bir dakika sonra üzerinde yoğun bir basınç hissetti. Bir anda beliren
Hale’nin silüeti önce Efkan’ı oturduğu otobüs koltuğuna doğru itti fakat daha
sonra kendine doğru çekti. Çekiş o kadar kuvvetliydi ki Efkan oturduğu koltuktan kalktı.
Bu kalkış kendi isteminden çok uzaktı. Efkan asla Hale’nin niçin
mesafeli, dargın, sinirli, üzgün ve acı dolu olduğunu daha önce anlayamamıştı.
Ancak apaçık Hale’nin silüeti ona yalvarıyordu.
“Sen bunu bana geçirebilirsin. Bunu mümkün kılabilirsin.
Aynı boyutta, aynı hayalle ve ilelebet senle… bunu yap Efkan!”
Efkan Hale’nin silüetiyle boğuşuyordu. Onu kendinden uzaklaştırmaya çalışırken,
sık sık dengesini kaybediyordu hareket halindeki otobüsün içinde.
Nefret ettiği bakılma duygusu artık umurunda değildi.
Otobüsün bütün yolcuları Efkan’a bakıyor, ne yaptığına anlam getirmeye çalışıyorlardı.
Onu seyreden küçük bir kız irkilip annesine sarıldı.
“Anne, bu adam hayaletle mi boğuşuyor ?”
“Sakın ona bakma. O deli…” diye yanıtladı annesi.
Kızın annesinin getirdiği açıklama bütün otobüste duyuldu.
Bir an sonra Hale’nin silüeti kayboldu ve ani bir hareketle Efkan’ı koltuğuna doğru itti.
Yeniden oturuyordu Efkan. Kan ter içinde kalmış vaziyette.
Hale’nin evinin hemen yakınlarındaki durakta indi. Onunla birlikte inen başkaları da vardı.
Otobüse bakmak hiç istememesine rağmen cama vuran bir ses
duydu ve refleks hareketi gibi bakmak durumunda kaldı. Ondan irkilen küçük kız ona el salladı.
Efkan ona ancak sıcak bir gülümsemeyle cevap verebildi.
“Demek istediğin buydu Hale ? Bu kadar mı çok hevesliydin ?” diye geçirdi aklından.
Bu bir bulaşıcı hastalık değil, ne de bir virüs.
Ama Efkan bu duygusal AIDS’i hangi yolla bulaştıracağını biliyordu. Hale’ye
hediye almayı aklından geçirmemişti. Son anda hazırda bir hediyesinin olması onu memnun etti.
“Beni gördüğün anda aklına gelen ilk şeyi söyle” dedi Efkan.
“Aşk bir iblistir ama sen bir iblis değilsin” diye yanıtladı Hale.
“Aşk bir iblisse eğer ben de senin iblisinim” dedi Efkan.
İşaret parmağını kapının eşiğine doğrulttu. “Ne görüyorsun ?”
“İblisi…hayır hayır aşkı görüyorum…hem iblisi hem aşkı, seni görüyorum” dedi Hale.
“Evet Hale. O benim işte”
“Artık ben de görüyorum” dedi Hale.
“Kapıya git ve ona sarıl o zaman. Sonra ona ne istediğini söyle.” diye emretti Efkan.
Hale kapıya gitti. İblisin hep bir metafor olduğunu sanardı. Baktı ki kapının eşiğinde duran
Efkan’dan başkası değil. Yanı başında duran Efkan’a bir kez daha baktı ve
sonra kapı eşiğinde duran Efkan’a gitti. Sarıldı ve kulağına ne istediğini fısıldadı:
“Yeşil panjurlu bir ev ve kirli kan akan tuzlu yaralar”
Testere 5, 24 Ekim’de sinemalarda!

Kendisine milyonlarca fan edinerek bir fenomene dönüşen testere serisinin
5. fimi 24 Ekim tarihinde vizyona girecek. Yeni filmde Hoffman, Jigsaw efsanesini
devam ettirecek son kişi görünümündedir.Ve bu sırrı korumak için vahşet saçmaktan kaçınmayacaktır…
Malikanede hayalet dehşeti
Tam 7.2 milyon dolar ödeyerek muhteşem bir malikane satın almıştı.
Ama hayaletler rahat vermedi. Bakın neler yaptılar?
İngiltere’de Hintli işadamı Enver Raşid,
Notthinghamshire’da 7.2 milyon dolara satın aldığı
52 odalı malikaneyi, hayaletli olduğu gerekçesiyle
ailesiyle birlikte terketmek zorunda kaldıklarını açıkladı.
HAYALETLERLE KARŞILAŞTILAR
Raşid, karısı Nebile ve 4 çocuklarıyla birlikte
Ocak 2007′de taşındıkları Clifton malikanesinde,
geceleri tüyler ürperten sesler duyduklarını,
hatta birkaç kez hayaletlerle karşılaştıklarını söyledi.
Yaşadıklarını başrolünde Avustralyalı aktris
Nicole Kidman’ın oynadığı 2001 yapımı korku filmi
‘The Others’ta anlatılan olaylara benzeten Raşid, “Eve taşındığımız ilk gece
duvardan bir ses geldiğini duyduk. Bir adam ‘Orada birisi mi var’ diyordu.
Kontrol etmek için
dışarıya çıkmak istediğimde kapıların ve pencerelerin
kilitli olduğunu farkettim” diye konuştu.
ÇOCUKLARININ KILIĞINA GİRMİŞLER
Raşid, bir gece de karısının bebeklerine süt vermek
için kalktığında salonda küçük kızlarını televizyon izlerken gördüğünü söyledi.
Eşinin ismiyle seslenmesine karşın kızın cevap bile
vermediğini vurgulayan Raşid, karısının yukarı çıktığında
küçük kızlarını yatakta uyurken bulduğunu belirtti.
Son olarak geçtiğimiz Ağustos ayında bebeklerinin
yatağında kan izlerine rastlamalarının ardından evden
taşınmaya karar veren Raşid, “Hayalet öykülerine inanmazdım.
Ancak o evde yaşadıklarım herşeyi değiştirdi.
Hayaletler bizi orada istemiyordu” dedi.
SATANİSTLERİN AYİN YERİYMİŞ
Raşid’in konuyla ilgilenmeleri için eve davet ettiği Ashfield Paranormal
Araştırma Merkezi uzmanları da, evde kesinlikle ürkütücü
birşeyler bulunduğunu söyledi.
Araştırma grubundan Lee Roberts, eve ilk geldikleri gün
ekip arkadaşlarından ikisinin erkek çocuğuna benzeyen
bir hayaleti gördükten sonra baygınlık geçirdiğini kaydetti.
1632 yılında Kral I. Charles’ın bir süre kaldığı malikanede
beyaz elbiseli bir kadının pencereden atlayarak intihar ettiği söyleniyor.
Bunun dışında yerel halk da, malikanenin altındaki
tünellerde satanistlerin gizli ayinler düzenlediğini öne sürüyor
Turkce Olimpiyatları
- The funniest bloopers are right here
yüzon ülkeden gelen öğrenciler türkçe olimpiyatlarında en güzel türkçeyi konuşabilmek şarkı ve sözlü kültürümüzü en güzel şekilde ifade edebilmek için yarıştılar
